Slovenya Günlükleri | Bölüm 2: Nazar Boncuğu Bled ve Yerin Altında Yirmi Bin Fersah - back
Slovenya’daki üçüncü sabahımıza, tam da sevdiğimiz gibi, hafif kapalı ve tatlı bir havayla uyandık. Hani o cam kenarında kahvenizi yudumlarken içinizi huzurla dolduran serin havalar vardır ya, işte tam öyle bir sabahtı. Masamıza güzelce yumurtamızı, kızarmış ekmeklerimizi ve o enfes yerel peynirleri dizdik. Kahve kokuları eşliğinde kahvaltımızı yaparken hepimiz günün heyecanını hissediyorduk.Çünkü bugünkü rotamız, Slovenya’nın o meşhur nazar boncuğu: Bled Gölü.Yolluklarımız, sularımız ve tabii ki seyahatlerimizin gizli kahramanı Doruk’un en sevdiği oyuncakları sırt çantamızda yerini aldı. Yaklaşık 40 dakikalık bu manzara dolu yolculuk nasıl geçti anlamadık bile.İlk durağımız Bled Kalesi oldu. Ama ne kale! Gölün tam tepesinde, 130 metrelik dik bir kayanın üzerine adeta bir kartal yuvası gibi. Arabayı otoparka bıraktık bırakmasına ama, kaleye giden o dik yokuşu görünce ufak bir duraksadık. Düşünün; Doruk Bey bebek arabasına krallar gibi kurulmuşken, benim sırtımda o koca çanta ile yokuşu tırmanmaya başladık. Döktüğümüz teri bir ben bilirim. O halimizi gören Japon turist yanımızdan geçerken gülümseyip "Ne kadar şanslı bir çocuk!" diye takıldı bize. Haklıydı da, olan bize olmuştu!Nefes nefese kapıya vardığımızda kişi başı 19 euro ödeyerek içeri girdik. Aramızda kalsın, bir kale için bize biraz tuzlu geldi. İçeride tarihin kokusunu içinize çekebileceğiniz bir müze, geleneksel baskı yapılan ufak bir matbaa ve güzel bir şarap mahzeni var. Manzara mı? İşte o an her şeye değdiğini anlıyorsunuz. Göle o tepeden bakarken zaman resmen durdu.Kaleden inip sadece beş dakikalık bir sürüşle göl kıyısına vardık. Arabayı en yakın (ve maalesef en pahalı) otoparka bıraktıktan sonra, öğle yemeğimizi göl kenarında doğanın sesini dinleyerek yedik. Evden hazırladığımız sandviçler ve meyveli yoğurtlar, o manzarada inanın bize dünyanın en lüks yemeği gibi geldi. Gölün üzerinde süzülen kayıkları izledik; bu kez binmek yerine sadece o huzuru seyretmeyi seçtik.Bled'den ayrılırken biraz adrenalin aradık ve Doruk'un bayılacağını düşündüğümüz Straža Bled eğlence alanına geçtik. Aslında içimizdeki çocuğa da bir armağandı bu. Önce teleferikle tepeye ağır ağır çıkıyorsunuz, sonra da dağ kızağıyla rüzgârı yüzünüzde hissederek aşağı süzülüyorsunuz! Başta "Acaba ürkütücü mü?" diyorsunuz ama o kadar eğlenceli ki, kahkahalar atarak art arda iki kez bindik.Akşam olduğunda artık kurt gibi acıkmıştık ve günü meşhur bir yerel pizzacıda taçlandıralım dedik. Hamburger ve tavuklu pizza söyledik. Yanında bizim için buz gibi bir yerel Loo-Blah-Nah birası, Doruk'a da elma suyu... Abartmıyorum, hayatımda yediğim en lezzetli hamburger ve pizzalardan biriydi. Yağmur usul usul çiselemeye başlamasına rağmen üst katın o yarı açık, ferah havasını tercih ettik. Yağmur sesleri eşliğinde yenen harika bir yemeğin ardından evimizin yolunu tuttuk.Bu restoranı bir kenara not edin, çünkü ilerleyen bölümlerde buraya tekrar geleceğiz!Gün 4Hazırsanız, bugün sizi çok daha gizemli ve heyecan verici bir yere götürüyoruz: Yerin metrelerce altına!Rotamızda Slovenya'nın güneybatısındaki Postojna Mağarası ve hemen yanı başındaki Predjama Kalesi var.Postojna öyle sıradan bir yer değil; dünyanın bilinen tek elektrikli yer altı tren hattına sahip karstik mağarası. Üstelik yazın ortasında bile sadece 10 derece! Efsanevi "insan balığı" (olm) dedikleri o nadir yer altı canlısı da işte bu karanlık sularda yaşıyor. Seyahat öncesi dersime iyi çalışmıştım; gazeteci kimliğimi gösterince hem mağara hem de kale biletlerinde %20 indirim kaparak güne 1-0 önde başladık.Burası restoranları, dükkânları ve dinlenme alanlarıyla adeta küçük bir kasaba gibi. Fazla eşyalarımızı kilitli dolaplara bırakıp tren saatini beklemeye başladık. Dışarıda kısa kollu tişörtlerle rahatça dolaşırken, mağaranın kapısına yaklaştığımız an o buz gibi soğuk hava yüzümüze çarpıverdi ve anında ceketlerimize sarıldık.Yaklaşık 10 dakika süren o yer altı tren yolculuğu muazzamdı... Binlerce yıllık devasa sarkıtların, dikitlerin arasından süzülürken kendimizi Indiana Jones filmin içinde gibi hissettik. Ancak trenden indikten sonra işin biraz efor gerektiren kısmı başlıyor. Önünüzde 1 ila 1,5 saat süren bir yürüyüş parkuru var. İnişli, çıkışlı, yer yer kaygan yollar... Açıkçası biraz yorucu ama o büyüleyici atmosferin içinde yürüdüğünüz her adıma kesinlikle değiyor.Mağaradan çıkıp hızlıca yemeğimizi yedik ki bir de baktık Predjama Kalesi'nin kapanmasına sadece bir saat kalmış! Hemen arabaya atladık. Zaten araları 15 dakikalık bir mesafe ama o sırada yorgunluğa yenik düşen Doruk Bey arabada mışıl mışıl uyuyakaldı. Gökyüzü de "Ben geliyorum" dercesine kararmış, yağmur hafiften çiselemeye başlamıştı.Arabayı geniş otoparka bıraktık ama kaleye giden o dik yokuşu görünce beni hafiften bir stres bastı. Bir yanda pusetinde uyuyan bir çocuk, diğer yanda bastıran yağmur... Doruk’un üzerini sıkıca örtüp tırmanmaya başladık. Tam kalenin kapısına vardığımızda ise gök delindi sanki!Doruk uykusuna hiç istifini bozmadan devam ettiği için ben pusetin başında nöbetçi kaldım, sevgili eşim Arzu ise kaleyi tek başına gezdi. Aslında Predjama'nın en etkileyici yanı içi değil, koca bir kayanın kalbine inşa edilmiş o efsanevi dış görünüşü. Dışarıdan izlemek bile insanı büyülüyor.Yağmur 40 dakika boyunca aralıksız yağdı. Biz de onlarca turist arkadaşımızla birlikte girişte saçak altına sığınıp yağmurun dinmesini bekledik. Damlalar hafifler hafiflemez de koşa koşa otoparka, arabamıza sığındık.Eve dönerken yol kenarında otlayan inekleri görünce Doruk bey onlarla yakınlaşmka istedi. Biz de onu kırmayıp onlarla birer fotoğraf çektirdik :)Slovenya'nın keşfetmek için sabırsızlandığımız daha çok köşesi var. Bizimle bu maceraya ortak olduğunuz için teşekkürler.Haftaya: Son Bölüm 3 | Vintgar Kanyonu, Tivoli Parkı ve Bohinj Gölü'nde görüşmek üzere!Haftaya: Son Bölüm 3 | Vintgar Kanyonu, Tivoli Parkı ve Bohinj Gölü'nde görüşmek üzere!YAYIN TARİHİ: Pazar, 09 Ağustos 2026 10:58:00



























0 Yorum